Gölge Oyunu, bir Yavuz Turgul filmi.
Gündemden içimizin lime lime olduğu bir vakitte, film sıcacık sarıp sarmaladı beni. O ne hoş bir buyur edişti yahu!
Filme geçmeden önce şunu söylemeliyim: damağımda biraz
Piano Piano Bacaksız tadı bıraktı. Bir yıl arayla vizyona girmiş bu iki
film, o meşhur 90’lı yılların saçımıza iliştirdiği ıtır kokularından bazıları
sanki. Diğer yandan filmin sonunda Fatih şöyle dedi: “Senin filme benziyor! Tim
Burton’un…” Hemen anladım, Big Fish’i kastediyordu. Dolayısıyla böyle
ruha ince ince işleyen, her sahnesi ayrı bir fotoroman tadı taşıyan, bir
rüyanın sis perdesini aralama gayretinde olan filmleri seviyorsanız, buyurun
efendim, patlamış mısırlarımız tazedir.
Asıl oyuna gelirsek… Başrollerini Şener Şen ve Şevket
Altuğ paylaşıyor ki, bu noktada oyunculuk hakkında daha fazla bir şey söylemeye
gerek kalmıyor aslında. Karşılıklı döktürmüşler. Süper Baba'mızın o
karizmatik ve artistik halleri beni epey şaşırttı doğrusu. Kostümler, tercih edilen
renkler, kimi sahnelerde yer alan İstanbul manzaraları… Bir realiteden kopuş ve
anlatılan hikâyenin içine girmek için yeterince etkin kullanılmış kanımca. İki
yakın arkadaşın başlarından geçen ve pek de sıradan olmayan bir olayın son
derece masalsı ve gizemli anlatımına şahit oluyoruz.
Kestik!
Bu yazıyı yazarken amacım elbette ki filmi, yönetmeni,
senaryoyu ya da senaryonun ele alınışını teknik konular hususunda
değerlendirmek değildir. Nitekim böyle bir yetkinliğim de yok; yetkinliğim
olmayan konularda kelam etmekten ar ederim. Öte yandan derdim filmin konusunu
baştan aşağı yazarak kabaran iştahlara filmi zehir etmek de değildir.
İlk yazımda da değindiğim gibi ben seyreyliyorum
âlemi; bu seyirden kalan duygu ve düşüncelerimi paylaşıyorum yalnızca. Öyle
değil mi Karagözüm!





Yorumlar
Yorum Gönder